Hey Millet Geri Döndüm Bloguma ...
Bloguma 4 aylık bir aradan sonra geri dönmemin bana vermiş olduğu mutlulukla başlıyorum yazıma. 4 ay demişken az bir süre değil tabii ki bu. Bir diğer açıdan benim de web dünyasında yazımın olmadığı bir 4 ay hiç de kısa değil ve kendime bu konuda hem sizin hem de kendi adıma kızdım ve yine kızıyorum huzurunuzda. Bu sürede Akın neler yaptı neler. Ama bu yazıda bunlardan bahsetmeyeceğim. Daha yakın tarihte geçen olaylardan bahsedeceğim.Bloguma bakarsanız BİLTEK yazısını göreceksiniz. O yazı yazılırken şu an içinde olduğum durumları düşünebilseydim kendime güler güler durur tekrar gülerdim. Her şey başta o kadar güzel planlanmıştı ki deyim yerindeyse tıkır tıkır ilerliyordu. Ben ve arkadaşlarım Biltek`i devralmıştık ve hepimiz bize kazandırılan bu sorumluluğun farkındaydık. Kazandırılan diyorum çünkü benim bu projeyi sırtlamam bir anda olmamıştı. Bütün bir sene boyunca yavaş yavaş almıştım bu sorumluluğu ve bu nedenle benimsemiştim yapacağım işi. İnsan rüyasında bile Biltek görüyorsa helal olsun kardeşim derler. Sen de bütün gücünle devam edersin. Ama gel gelelim hep kendimi düşünmüştüm buraya kadar. Ben dedim, IEEE ODTÜ dedim, bir de Biltek dedim yaptığım çalışmalarda ve düşüncelerimde. Hiç düşünemedim ki aynı çatı altında toplandiğim insanlar bu kadar değer veriyor mu aynı şeye, benle aynı açıdan bakabiliyorlar mı diye. Evet bunu sorgulamam biraz geç oldu ama geç olsun güç olmasın dedim ve sonuçlarına hazırladım kendimi. Her ne kadar hazırlanmış olsam da ileride görecektim önceden hazırlanmanın bir yararı olmadığını. Neyse hesaplar yapıldı ve yüzleşme oldu bir şekilde. Üzerine o kadar konuştuk ki olayın, sadece hiç hoş olmayan şeyler yaşadım diyerek burayı geçiyorum. Bu olaylar sırasında çevremdeki arkadaşlarımın IEEE ODTÜ diyince bunu nasıl yorumladıklarını çok kısa bir süre içinde görebildim. Evet bir senedir beraberiz bu çatı altında ama biz bu çatı altında hiç bir zaman yağmura yakalanmadık ve tavanın nasıl su akıttığını ve nerelerden akıttığını göremedik dolayısıyla. Bunu tecrübe etme fırsatı verildiğinde ise işte herkes ıslandı. Yağmur dindi belki şimdi ama çatı hala onarılmadı ve kimsenin de onarmaya niyeti yok anlaşılan. Bana sorarsanız ben gönüllüyüm bunu yapmaya ama destek yetersiz hani yok değil yardım etmek için etrafımda düşündüğümden çok insan var ama eksik olan şey tam destek. Buna ek olarak bir şey daha eksik. Onarımı yapacak elemanları bulduk diyelim çatının altındaki bölgenin onarım sırasında boşaltılması da gerekiyor. Hani bir şeyler yapmak istiyorsak bunu eski yöntemlerle yapamayız. Eğer yaparsak tekrar aynı sorunla karşılaşmayacağımızı kimse garanti edemez. Şimdi burada çatı benzetmesi yaptım ama bu benzetmenin yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Benim gidebileceğim tek çatı altı ne yazık ki burası değil. Hani kendi adına böyle düşünenler varsa üzgünüm böyle bir şeyin mantık sınırları içinde değeri yok. Burası benim gibi düşünenler için bir gelişim çatısı olabilir ve kısıtlı bir süre bunu altında kalabilir insanlar. Neden şu ki eskiler gitmezse yeniler nereye gelecek. Akıl var mantık var. Bunu da düşünmeli . Gitme zamanını, onarımı konuştuk. Geriye ne kaldı derseniz. Bu çatı altında ne yapmalı insanlar. Bence içinde bulunduğumuz durum içinde yapılacak şey, herkesin hedefinin olduğunun farkında olmak. Başkalarının bizi hedeflerimizden vazgeçirmesine izin vermemeli, bir diğer anlamda başkalarına kızıp kendimize zarar vermemeliyiz. Bir şeyleri düşünme ve onları yapabilme özgürlüğümüzü bu doğrultuda kullanmalıyız.
İnsanı insan yapan düşünebilmesiyse, duyguları ön plana koymanın mantığı nerededir peki. İşte bu son olaylar bana bunu da gösterdi. İnsanlar düşüncelerini duygularının önüne koydular ve yapmamaları gereken şeyleri yaptılar söylenmemesi gerekenleri söylediler. Bu konuda son olarak şunu söylemek istiyorum orada hala akmakta olan bir çatı var. Bunun farkında mısınız?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder